Merhaba!

Başağın Huzur Köşesi'ne hoşgeldiniz. Dileğim, bloğumu bütün izleyenlerin, sayfalarımda huzur bulmasıdır.
Henüz yapım aşamasında olan bloğumda, ilerleyen zamanla birlikte, sizi gün boyu yaşadığınız streslerden uzaklaştıracak, aynı zamanda faydalı bilgiler kazanacağınızı umduğumbir dünyanın kapısı aralanacak.
Hep birlikte, kimi zaman gül bahçelerinde gezine ceğiz, kimi zaman, gurubu seyredeceğiz dalgaların beyaz köpük lerden güller saçtığı sahillerde...
Kimi zaman, türk şiirinin üstad larının mısralarına tutunarak, İstanbul'un ihtişamını bir başka tepeden seyredeceğiz, yorulduğumuzda Faruk Nafiz'in "Hanı"n da konaklayarak duvarlardaki yazıları şişesi is bağlamış bir lambanın ışığında okuyacağız.
Kimi zaman, bir ebru teknesinin üzerine eğilerek rengârenk hayallerimizi seyre dalacağız.
Bir kaç yüzyıllık bir yazma kitabın sayfalarına nakşedilmiş altınlar, kuyumcu vitrininde gördüklerimizden çok kamaştıracak gözlerimizi...
Minyatürlerin zaman tünelinden geçerek "Alice" gibi farklı bir dünyaya adım atacağız. Eski, yeni bir sürü kitabı yeniden keşfedeceğiz birlikte...
Hazret-i Muhammed (s.a.v.)'in hadisi şeriflerini okuyarak şerefleneceğiz, Mevlana'nın özlü sözleriyle tefekküre dalacağız, Yunus Emre'nin mısralarıyla bir kere daha öğreneceğiz dünyaya kavga için değil, sevgi için gel diğimizi...
Kimi zaman örgü örecek, dikiş dikeceğiz. Sevgiler!
































1 Mayıs 2012 Salı

BİR DEVRE ADINI VEREN ÇİÇEK LALE



soğanı ile birlikte lale 

pembe lale

erguvan rengi lale

sarı lale bahçesi

mürdüm rengi lale

kırmızı lale bahçesi

erguvan rengi lale bahçesi



BİR DEVRE ADINI VEREN ÇİÇEK: LALE
İlkbahar, ılık rüzgârlarıyla kendini hissettirirken, parklarda ve bahçelerde laleler, narin boyunlarını sonbahardan beri gömülü bulundukları topraktan ilkbaharı müjdelercesine uzatmaya başladılar. Adı ilkbaharla birlikte anılan bu ince uzun boyunlu çiçek hakkında biraz sohbet edelim.
Anavatanı Batı Asya olan laleyi süs bitkisi olarak ilk Osmanlılar yetiştirmiştir. Pek çok rengi olan lale, XVI. Yüzyılda yurdumuzdan Avrupa’ya götürülmüştür. Çiçeği sarığı andıran laleye Avrupalılar, “tülbent” anlamına gelen “tulipe” adını vermişlerdir.
XVII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda lale yetiştirmeye çok önem verilmiştir. Renk renk, çeşit çeşit laleler, Osmanlı saraylarının başlıca süsü olmuştur.
Lale motifi, mimaride çeşme, cami ve türbelerin süslemelerinde kullanılmıştır. Bir kitap süsleme sanatı olan tezhipte, kâğıt süsleme sanatı olan ebruda, el yazması kitapların cilt kapaklarında lale motifleri kullanılmıştır. Lale formu başörtü deseni olarak da çok tercih edilen bir motiftir.
Lalelerin ilkbahar bahçelerinde çok önemli yeri vardır. Farklı renkleri aynı alanda karışık dikildiğinde seyrine doyulmaz güzellikler oluşur.
Tarihte, saray bahçelerinin çiçeği olan lale, çiçeklerin dilinde asil bir aşkın sembolü olarak kabul edilmiştir. Gerek Halk gerekse Divan edebiyatında lale, çiçekler arasında en fazla kullanılan mazmunlardandır. Ilık bahar rüzgârlarında bahçelerde zarif boyunlarıyla nazlı nazlı salınan rengârenk laleler, şarkılarımıza da ilham kaynağı olmuştur. Son dönem İran edebiyatında kırmızı lale şehâdeti, tamamen açılmış olan lalenin ortasındaki siyah bölüm ise şehide ağlayan gözü temsil etmektedir.
Lale, zambakgillerden, yaprakları uzun ve mızrak şeklinde bir bitkidir. Sapının üstünde bir tek çiçek bulunur. Lalenin çiçekleri çeşitli renklerde düz olduğu gibi, alacalı da olabilir.
Laleler, soğandan yetiştirilir. Lale soğanları, sonbaharda toprağa dikilir, ilkbaharda çiçek açar. Lale yetiştirmek oldukça güç ve emek isteyen bir iştir. Laleler, en çok suyu iyi süzen, kumlu, hafif toprakları, çok havadar ve aydınlık yerleri sever. Lale, açık alanda yetiştirilecekse, Ekim’den Kasım’a kadar 15-20’şer santim aralıklarla ve 8-10 santim derinliğe dikilmelidir.
Saksıda yetiştirilecekse her saksıya 3 soğan dikilir. Saksılar, Eylül’de açık alanda toprağa gömülür. Üzeri 5 santim toprakla örtülür. Kasım’ın 15’inden sonra saksılar, topraktan çıkarılarak limonluğa alınır.
Lale soğanları çok dayanıklıdır, bütün yıl toprakta kalabilirler. Lalelerin yaprakları kuruyunca, topraktan çıkarılan soğanları,  yeniden dikilinceye kadar kuru bir ortamda muhafaza etmek gerekir. Topraktan çıkarıldıktan sonra lale soğancıkları ikiye ayrılır.
Laleler tohumdan da yetiştirilebilir. Tohumlar Mayıs-Haziran’da ekilir. Tohumdan çıkan bitkiler, 4-5 yıl sonra çiçek verir. Tohumdan yetiştirilen lalelerin renklerine hemen hükmedilemez. Çünkü renkleri henüz sabit değildir. Sonraki yıllarda renkleri değişebilir.
Lale soğanları, olgunlaşmaları için Haziran sonuna kadar toprakta bırakılır. Topraktan çıkarılmaları için güzel bir hava seçilir. Soğancıklar, eski kökleri çıkarıldıktan sonra başparmakla ovularak eski kabukları düşürülür. Bu işi yaparken, soğanları yaralamamak, güneş ışığından korumak gerekir. Soğanlar yeteri kadar kuruduktan sonra içi gözlere ayrılmış kutulara konur. Bu kutuların her gözü numaralanır, lalelerin sınıfları alfabetik olarak belirtilir.
Sonbaharda dikilen lalelerin soğanları, ilkbaharda çiçekleri çıktıktan sonra  çürür, yerine yeni soğanlar oluşur.
Lale soğanları, yazın topraktan çıkarılmazsa sonbaharda ilk soğuklar başlayınca, soğuktan kaçarak, toprağın derinliklerine çekilirler. Baharda arandıklarında eski yerlerinde bulunamazlar. Çok derine kaçtıkları için yaz ortasına doğru başka yerlerden çıkarlar. Bu arada pek çoğu çürüyüp yok olur. Bu yüzden lale soğanlarını zamanında topraktan çıkarıp koruma altına almak şarttır.
 Her soğandan bir tek lale çıkar. Laleler, katmerli ya da yalın kat olabilirler. Gündüz güneş ışığının etkisi ile iyice açılan laleler, akşamları yeniden toparlanır.
Sohbetimizi, koca bir devre adını verdikten sonra yakın zamana kadar  adeta unutulmuş olan lalenin serzeniş dolu mısralarıyla noktalayalım:

LALE

İsmimi bir devre verdim
Öyle makbul bir çiçektim
Sonra beni unuttular
Toprağımı kuruttular

Bugün ise parklarımızı ve bahçelerimizi kaplayan lalelerin meydana getirdiği doyumsuz renk cümbüşü, ülkemizde laleye hak ettiği eski itibarının iade edildiğini göstermektedir.

Hazırlayan: Başak Ayçin Büyükkurt / Dönmez 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder